Özet Hareket çocuğun fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişiminin önemli bir parçasıdır. Çocuklarda hareketsizlik yaşam şekline bağlı hastalıklarda risk faktörü olarak görülmektedir. Bu nedenle okul öncesi dönemden başlayarak çocukların düzenli ve bilinçli olarak hareket etmeleri sağlanmalıdır. Bu gereklilik okul öncesi dönemde optimal gelişim için fiziksel aktivitenin türünü ve miktarını tanımlamayı gerekli kılmaktadır. Bu çalışmanın amacı ülkemizde
Özet
Okul öncesi yıllarda sanat eğitimi önemli bir role sahiptir. Okul öncesi dönemde sanat eğitimi çocukların gelişimlerini ve yaratıcılıklarını destekleyen etkinlikler içermektedir. Çok yönlü verilen bir sanat eğitimi ile dış dünyayı algılaması değişen bireyin, daha yaratıcı, kendine güvenen, üretici, çevresini olumlu yönde değiştirmeye ve yeni biçimler vermeye çalışan biri olacağı düşünülmektedir. Okul öncesi sanat eğitimi; çocuğun kendini tanımasını, başkalarıyla işbirliği yapmasını; kendi kültürünün ve diğer kültürlerin özelliklerinin farkında olmasını; dil müzik hareket, dans, resim yoluyla etkili iletişim kurmasını sağlayabilir; devimsel becerileri, çok yönlü düşünme ve problem çözme becerilerini; estetik ve yaratıcılık becerilerini geliştirebilir. Bu çalışmanın amacı, okul öncesi dönemde sanat eğitiminin çocuklara kazandırabileceği değerleri açıklamaktır. Araştırmada elde edilen veriler, genel tarama modeli çerçevesinde literatür taramasından yararlanılarak elde edilmiştir. Araştırmanın sonucunda, okul öncesinde sanat eğitiminin birey açısından vazgeçilmez ve yaşam boyu gerekli olan bir eğitim alanı olduğu saptanmıştır. Okul öncesinde sanat eğitiminin özenle üzerinde durulması gerektiği önerilmiştir.
Görsel Dili Öğrenme
Günümüzde gittikçe artan teknoloji ile birlikte değişen çevre, fazla doldurulmuş görsel öğelerle, yorumlama ve değerlendirme gerektiren görsel bilgilerle doludur. Görsel sanatlar eğitimi bütün öğrencilere bu görsel uyarıcıları gerektiği gibi algılama ve yorumlama yeteneğini geliştirmesi için gereklidir. Okul öncesi dönemde sanat eğitimi etkinlikleri içinde görsel öğelerle tanışan birey bir ömür boyu iç içe olacağı görsel dili öğrenir. Böylece, birey etrafında gördüğü görsel simgelere anlam vermeye ve doğru algılamaya başlar. Örneğin, okul öncesi eğitim almış bir çocuk taşıt yolu üzerindeki yaya geçidi çizgilerini diğer öğrencilere göre çok daha kolay algılayabilir ve bunları bir simge olarak değerlendirip zihinsel sürecini hızlandırabilir. Yani çocuk çevresinde bu tip görsel öğelerin bir görsel okuryazarlık diline hizmet ettiğini bilir ve görsel okuma hızıyla bu görsel ifadeleri değerlendirir. Bu sayede görsel dili öğrenmiş çocuk okul öncesi dönemden sonra yaşayacağı eğitim dönemlerinde de kazanmış olduğu bu değerleri kullanabilecektir. Okul öncesi dönem, çocuğun sanatın görsel diline en duyarlı oldu dönem olarak kabul edilebilir. Lovenfeld (1978) okul öncesi dönemi iki bölüme ayırmaktadır; iki ile dört yaş arasındaki çocuklar için Karalama döneminden ve dört ile altı yaş arasıdaki çocuklar için Şema Öncesi dönemden bahsetmektedir. Bu dönemlerde çocukların kendi anlatım ve ifade biçimlerini ve bu dönem çocuk resimlerinin kendine has olan özelliklerinden bahsetmektedir. Çocukların görsel dili kullanması bakımından en önemli araştırmalara imza atanlardan biri de Rhoda Kellogg’dur. Kellogg’un (1967) çocuk resimlerine dayalı olarak yaptığı araştırmaların en önemlilerinden biri, Analyzing Children’s Art adlı kitabında da yer alan, binlerce çocuk resimlerinin incelenmesi ile elde edilen çalışmalar ve sonuçlarıdır. Bu sonuçlara göre (Striker, 2005:s.10) çocukların çizmiş olduğu her şeklin, alfabenin harfleriyle olan bağlantısını ortaya koyan bir şema hazırlamıştır.
Sana Zevkinin Oluşumu
Okul öncesi dönemde yapılan sanatsal çalışmalar bireyin; sanata yönelik bilinçli hükümler verebilmesini, sanat eserlerini doğru algılayabilmesini ve doğru olarak değerlendirebilmesini sağlar. Ayrıca bireylerin ileride sanat yapan yaratıcılar ya da sanatı izleyen bilinçli tüketiciler olarak yetişmesine imkân verebilir. Read’a göre; “Bazı insanlar eşyanın fizik görünüşündeki ölçülerin tamamen farkında olmayabilirler. Bazıları nasıl renk körü ise diğerleri de biçim, yüzey ve kütle bakımından kör olabilirler. Fakat renk körleri ne kadar az ise eşyanın görünüşünün farkında olmayanların da o kadar az olması akla yakındır. Bazı insanları henüz gelişmemiş saymak daha doğru olur.” Sanat etkinlikleri sayesinde okul öncesi çocuğu bir adım daha ileri giderek sanat zevkini kazanır. Sanat zevki kazanmış olan çocuk hayatının her yerinde bu sanatsal zevki yaşamak ister. Kıyafet seçiminden odasının rengine ya da yediği yemeğin düzenine kadar her şeyde kendi sanatsal zevkini ortaya koyabilir. Çevresine güzel görünür ve çevresinde güzellikler görmek ister. Artık sadece bakmak için değil görmek için bakar. Eyüboğlu’na göre; “İnsan ancak sanat eseri sayesinde çevresine daha iyi bakmak, daha iyi görmek, daha iyi duymak şerefine ulaşmıştır.”
Ruh Sağlığının Korunması
Sanatla ilgilenmek bireylerin ruh sağlığının korunmasına yardımcı olur. Sanatsal yaratmanın hazzını yaşayan çocuk kendini önemli hisseder ve hayatta neler yapabileceğini görmek çocuğa güç verir ve onu mutlu eder. Dolayısıyla çocuğun ruh sağlığı olumlu yönde gelişir. Sanat “Sağlıklı bireyler ruh sağlığı yerinde olan bireylerdir” felsefesini gerçekleştirebilen yollardan biridir. Sanatın esas amacının ruhsal gelişime hizmet etmek olduğu da söylenebilir. Tansuğ’a göre “Sanat, insanın ruhsal düzen ihtiyacını karşılayan bir biçim yaratma eylemidir.” Çocuklarda biriken enerjiyi değerlendirmede, okulca düşünülen her daldaki konular, onların ruhi ve bedeni inkişafına medar olur. Çocuklar oyunla öğrenirler, çalışırlar ve moral kazanırlar. Sanat etkinlikleri ile çocuk, biriken enerjisini faydalı bir aktivite ile harcayarak deşarj olur. Dahası, çalışmaları sonucunda kendi eserleriyle karşılaşan çocuk kendine güven duyar, kendi başarısıyla övünür ve böylece mutlu olur. Başarının ve üretmenin tadına varan birey olarak sonraki hayat sürecinde de bu tadın peşinde olur.
Özgün Düşünme Yeteneği
Sanat eğitimi, bireyin yaratıcı güç ve potansiyellerini eğitmek, estetik düşünce ve bilinci örgütlemek için gereklidir. Sanat, bireyin sosyal ilişkilerini ayarlamasını, işbirliği ve yardımlaşmayı, doğru seçme ve ifade edebilmeyi, bir işe başlayıp bitirme sevincini tatmayı, üretken olmayı sağladığı için gereklidir. Amaç, çocuğun yaratıcı düşünce gücünü ve estetik sezgisini geliştirmektir. Sanat eğitimi bireyin her alanda yaratıcı davranışlar geliştirmesini, özgün düşünme, deneme ve üretme kapasitelerinin geliştirilmesi sağlar. Okul öncesi döneminde birey belki de hayatında ilk kez özgün düşünme fırsatı bulur. Bu zamana kadar çoğunlukla büyüklerin beklediği davranışları sergilemek durumunda olan çocuk, artık kendisinin istediği yönde sıra dışı etkinlikler yapabilir. Sanat eğitiminin doğası gereği bu kez çocuktan çalışmalarında kendince düşünceler üretip özgün çalışmalar ortaya koyması beklenir. Kendisine kısıtlamalar getirilmeyen çocuk kendini özgürce ifade edebilir. Özgün düşünme yeteneği yaratıcılığa götüren basamaklardan biridir. okul öncesi dönemi çocuğunda özgün düşünme yeteneği kendi isteğiyle başka bir deyişle severek yaptığı işlerde daha iyi tezahür edebilir. Kehnemuyi’nin de dediği gibi; birçok araştırma sonucunda, çocuğun öğrenme gücünün o andaki istek ve ilgisine sıkı sıkıya bağlı olduğu görülmüştür. Doğru bir eğiticinin elinde sanat dersleri her çocuğun özgür ve yaratıcı olmasını sağlayabilir.
Farklı Bir İletişim Yolu
Sanat, bilmenin bir yoludur. Öğrenciler sanatı öğrenirken, kendi dünyalarını yakalama becerileri geliştirir. Dans, müzik, tiyatral ürünler ve görsel sanat eserleri yaratırken, kendilerini nasıl ifade edeceklerini ve diğerleri ile nasıl iletişim kuracaklarını öğrenirler. Böylece sanat, düşünce ve duyguların sunulmasını güçlendirebilen sözel olmayan iletişim biçimleri sağlar. Çocuklar okul öncesi dönemde kendilerine has bir anlatım biçimine sahiptirler ve kendilerine has semboller kullanırlar. Bu dönemin çizgisel gelişim özellikleri çocukların ifade biçimlerinin anlaşılmasını kolaylaştırabilir. Vural’a göre; eğitimde başarıyı etkileyen önemli koşullardan biri, çocuğun özelliklerine uygun eğitim yönteminin seçilmesi ve eğitim ortamının sağlanmasıdır. Alanın özel yapısı gereği çocuğun çizgisel gelişim basamakları bilinirse doğru bir görsel sanatlar eğitimi uygulaması kolaylaşabilir. Görsel sanatlar eğitimi her birey için her yaşa için görsel sembollere sahiptir. Görsel semboller dünyada yer alan dilsel sembollerden bile daha eski bilgi aracıdır. Fosil kayıtları göstermiştir ki; insanın konuşma mekanizması yavaş yavaş gelişti, ancak görme duyuları hızla gelişti ve bilgiyi koruma aracı olarak ilk insanla birlikte başladı. İnsanın çizimleriyle bunu kaydeden ise görsel zekâydı. Buz çağında 10 ile 60 bin arasındaki mağara sakini, Fransa’da, İspanya’da, Afrika’da hayvanları ve kendi yaşantılarından sahneler resimlemişlerdir. Bu resimsel ifadeler yazının ve matematiğin gelişmesine öncülük etmiştir. Dil, resimlerden ve grafiksel ifadelerden sembolik kodlarla soyutlanarak ortaya çıkmıştır. Bugün ise çoğu eğitim programı okumada ve yazmadaki sembollerin önemini vurgularken görsel zekânın diğer yönlerini gözden kaçırmaktadır. Simgeleştirme insanın temel ihtiyacıdır. Simgeleştirme işlevi insanın yemek, bakmak ya da hareket etmek gibi öncelikli etkinliklerinden biridir. Simgeleştirme insan aklının temel işlemlerindendir ve süreklidir. Dilin işlevi, görme duyusu olan çeşitli duyular aracılığıyla bize ulaşan şeylerin, soyut ve yinelenebilir göstergeler ve sesler temsilini sunmaktır. Duyular olmasaydı dil de olmayacaktı. Hiç kuşkusuz duyulardan biri ya da bir kaçı olmadan da pekâlâ idare edilebilir fakat duyuların tamamından yoksun olarak asla. İnsan kendini sadece görme duyusu ile sınırlandıracak olursa, anlayışı kısmen düşünceye bağlı olacaktır; tıpkı düşüncenin dile bağlı olması gibi (Leppert, 2002;s.16). Sanat eğitimi nitelikli simge yaratmayı ve bu simgeleri düşünme ve özdeşleyim yolu ile çözümlemeyi ve bu konuda ussal kapasiteler oluşturmayı gerektirir. Başka bir deyişle, bir ifade aracı olarak sanat eğitimi dersi çocukların kendilerini ifade etmelerini sağlar. Ayrıca öğretmen sanat eğitimi aracılığıyla çocukları daha iyi tanıyabilir.
Bedensel Gelişiminin Güçlenmesi
Erken yaşlardaki çocuklar için sanatsal çalışmalar parmak kaslarını ve kas koordinasyonunu geliştirir. Bu gerekçe ile kreş ve anaokulu öğretmenleri sanatı çocukları geliştirme aracı olarak kullanabilir. Özellikle üç boyutlu çalışmalar bu dönemdeki çocukların fiziksel gelişim aşamalarını yansıtabilir. Kalemi eline geçiren çocuğun ilk yapacağı hareket herhangi bir yere bir şeyler çizmek olacaktır. Çocuk bir şeyler çizerken öncelikle omuz kaslarını kullanmaktadır. Daha sonra kol kaslarını ve parmak kaslarını kullanarak onların güçlenmesini sağlar. Çok yönlü ve daha karmaşık sanatsal etkinliklerde ise bireyin bütün kasları çalışarak gelişme gösterir. Böylece birey zevkli bir uğraş içinde bedensel gelişimini hızlandırdığı gibi algılama sürecini de geliştirebilmektedir. Bedensel gelişimde Erken yaştaki etkinlikler ve özellikle sanat etkinlikleri önemlidir. Bu etkinlikler kesinlikle angarya gibi algılanmamalı ve çocukların eserlerine yalnızca hoşmuş deyip geçilmemeli. Bütün bunların ileride edinecekleri, okuma, yazma resim yapma gibi beceriler için bir temel oluşturduğu gözden kaçırılmamalıdır
Zihinsel Gelişimin Hızlanması
Görme sadece biyolojik ve fiziksel bir mesele, ışık dalgalarının retinadaki hareketiyle ilgili bir mesele değildir. Daha çok zihin ve düşünce süreçleriyle ilgili bir meseledir. Düşünmeye başlanıldığı anda görmenin karmaşıklığı geometrik olarak artar, çünkü bu durumda denklemin içine dil de dâhil etmiş olunur. Bu durumda mesele artık konuşmaya başlamadan önce bebeklerle ebeveynleri arasındaki temel özdeşlik bağında olduğu gibi sadece tanımıyla sınırlı olmaktan çıkar (Leppert, 2002;s.16). Eğitimde hayal gücü bir araç yada motivasyon unsuru olarak önemlidir. Aksine, aileler veya öğretmenler bazen hayalci olan çocuklar için üzülebilmektedir. Hayal kuran çocuklar henüz eğitimde hayal gücü kuvvetli çocuklar olarak değerlenilmemektedir. Okullar maalesef milyonlarca hayal gücü geniş çocuğun hayalci olarak kalmasına sebep olmaktadır. Ve onların bu yeteneklerinin eğitimde kullanılmasına olanak tanımamaktadır. Çünkü öğretmenler bütün dikkatlerini sayılara, kelimelere ve soyut kavramlar üzerine odaklamakta; imgeleri, resimleri ve mecazları (metaforlar) yeterli görmemektedirler. Bu çocukların çoğu, normal eğitim düzeninde gözden kaçmakta ve harcanabilmektedir. Kimse onların bu hünerlerinin farkında değildir ve eğitimde nasıl kullanılacağını bilmez (Armstrong, 2000;s.100). Hayal gücü ve zekâ sanat eğitiminin vazgeçilmez öğelerindendir. Edman’a (1998;s.14) göre; “Nerede maddeye şekil verilmişse, nerede hayat adeta çizgi ve kompozisyon kazanmışsa orada zekâ vardır; orada karmakarışık bir âlemi istediğimiz ve istenilen şekle sokan sanat dediğimiz şey vardır. Sanat ve zekâdan ayrı tecrübe yabanidir, düzenden yoksundur; şekilsiz madde gayesiz harekettir.” Çocuğun sanatsal etkinlikleri onun için bir çeşit düşünme dilini oluşturur. Örneğin, hiçbir zaman iki çocuk birbirine benzeyen özellikleri göstermez. Her biri gelişimsel, bilişsel, duyuşsal ve algılama gibi bireysel farklılıklar gösterir ve çevrelerine farklı bakış açılarıyla yaklaşarak yorumlarlar (Artut, 2001, s.187). Hiçbir çocuk aynı resimsel özellikleri de göstermez. Bu demektir ki her resim onu yapan çocuğun zihinsel gelişimi hakkında birçok ipucu taşır.
Oyun Olarak Sanat
Çocuk dünyasını oyunda genişletir. Oyunda tam bir kardeşlik ve paylaşım vardır. Oyun oynarken çocuk kendini evinde olduğu kadar güvende hisseder. Ayrıca cesareti, paylaşmayı, kendine yetmeyi ve başkalarına yardım etmeyi öğrenir. Çocuğa ne kadar farklı deneyimleri sunulabilirse, çocuğu ne kadar farklı etkinliklerle karşılaştırılabilirse, o oranda fizyolojik ve psikolojik olarak gelişme şansı bulabileceğinden emin olunabilir. Eğitimde çocuğun beklentilere cevap verecek programlar uygulanması öncelikle amaçlanmalıdır. Bu programlar ise oyun aracılığıyla geliştirilebilir (Kirazoğlu, 2000, s.1). Carl Jung’un dediği gibi, yeni bir şeyin yaratılması, yalnızca akılla değil, oyun oynama güdüsüyle de gerçekleşir. Yaratıcı zihin, sevdiği nesneyle oynar (Robinson, 2003, s.155). Aslında büyük Leonardo birçok yönden tüm yaşamı boyunca çocuk olarak kaldı; bütün büyük insanların çocuksu yanlarını bir miktar korumak zorunda olduğu söylenir. Bir yetişkin olarak bile oyun oynamayı sürdürdü ve bu onun sıklıkla çağdaşlarına tekinsiz ve anlaşılmaz görünmesinin bir diğer nedeniydi. Onun saray festivalleri ve kabuller için en ustalıklı mekanik oyuncakları yapmasından hoşnut olmayanlar yalnızca bizleriz çünkü sanatçının gücünü böylesine küçük şeylere yönelttiğini görme konusunda isteksiziz. Kendisi zamanını böyle harcama konusunda hiçbir isteksizlik göstermez görünmektedir; çünkü Vasari bize onun sipariş olmadığında bile benzer şeyler yaptığını anlatır: “Orada (Roma’da) yumuşak bir mum topağı aldı ve ondan içi hava dolu zarif hayvan figürleri yaptı; içlerine üflediğinde uçuşuyorlar ve hava boşaldığında yere düşüyorlardı. Belvedere bağcısının bulduğu tuhaf bir kertenkele için diğer kertenkelelerden soyulmuş deriden kanatlar yaptı ve onları civayla doldurdu böylece yürüdüğünde bu kanatlar hareket ediyor ve titreşiyordu. Daha sonra da ona gözler, bir sakal ve boynuzlar yaptı, evcilleştirdi ve bir kutuya koyup kertenkeleyle tüm arkadaşlarını korkuttu”. Bu türden yaratıcılıklar sıklıkla ciddi düşüncelerin ifade edilmesine hizmet etti. “Sıklıkla bir kuzunun bağırsaklarını öylesine özenle temizlettirirdi ki bağırsaklar avuç içine sığacak kadar küçülürdü. Onları geniş bir odaya taşıyor, bir çift nalbant körüğünü bitişikteki odaya koyuyor, bağırsakları onlara bağlıyor ve bunları, tüm odayı kaplayıp insanları bir köşeye sığınmaya zorlayacak kadar şişiriyordu. Bu yolla giderek nasıl saydamlaştıklarını ve havayla dolduklarını gösteriyordu; başlangıçta küçük bir alanda kısıtlıyken yavaş yavaş odanın tüm genişliğine yayılmaları olgusundan onları dehayla kıyaslıyordu” (Freud, 1999;s.205). Çocukluk yılları boyunca çocuklar büyüme ve yetişkinlerin yaptığını yapma şeklindeki tek istekle güdülür. Bu istek onların tüm oyunlarının güdüsüdür (Freud, 1999;s.204). Çocuğun en sevdiği ve en yoğun uğraşısı oyunlardır. Oyun oynayan her çocuğun yaratıcı bir yazar gibi davrandığını, oyunda kendine bir dünya yarattığını ya da daha çok dünyasında yer alanları kendisini mutlu edecek yeni bir biçimde yeniden düzenlediğini söyleyemez miyiz? Bu dünyayı ciddiye almadığını düşünmek doğru olmayacaktır; tam tersine oyununu çok ciddiye alır ve ona büyük ölçüde duygu yükler. Oyunun tersi ciddi olan değil ama gerçek olandır. Oyun dünyasına yüklediği tüm duygulara karşın çocuk bunu gerçeklikten oldukça iyi ayırır ve imgelenmiş nesnelerini ve durumlarını gerçek dünyanın kavranabilir ve görünür şeyleriyle ilişkilendirmekten hoşlanır. Çocuğun oyununu düşlemeden ayıran tek şey bu ilişkilendirmedir (Freud, 1999;s.126). Müzik ve sanat da çoğunlukla birer oyundur. Huizinga’ya göre insanların düzenlediği ayinler ve dinsel törenler de bir çeşit oyundur. Erikson, politikacıların kapalı kapılar ardında döndürdüğü dolaplarda da aynı oyuncu tavrı gördüğünü söylemiştir. Oturma odasında oturup çocuklarla televizyon seyretmek, “televizyonla konuşmak”, kendi aramızda televizyondaki program üstüne söyleşmek, bütün bunlar da birer oyundur. Sonra, kendi kendimize eğlenmek de oyundur. Hayal kurmak, dilek tutmak, kafanızdaki birtakım fikirlerle oynamak… Kısacası, eğlenmek amacını taşıyan her türlü etkinlik oyundur (Terr, 2000;s.32). Winnicott’a göre çocuk ya da yetişkin olsun, bireyler, sadece ve sadece oyun yoluyla yaratıcı olabilir ve tüm kişiliğini kullanabilir (Sungur, 1997;s.73). Oyunu hayatında önemli parçalarından biri olarak gören çocuk sanatsal etkinlikleri bir oyun olarak karşılar ve keyif alarak çalışır. Çocuğun oyun ihtiyacını karşılayabilecek sanat eğitimi yöntemlerinden biri dramadır. Okul öncesi dönemde drama oldukça önemlidir ve bu dönem eğitimi içinde yer almalıdır. Drama yöntemi, eğitim-öğretim sürecinde ilk öğrenmelerin oluşumunda kolaylıklar sağlar. Görsel sanatlar eğitiminde yer alan hem bilişsel hem duyuşsal hem de devinişsel öğrenmeler için drama yöntemi ileri derecede etkilidir (Aitken, Fraser & Price, 2007).
Hayal Gücünün Geliştirilmesi
Sanat eğitimi, gözlem yapma, orijinalite, buluş ve kişisel yaklaşımları destekler, pratik düşünceyi geliştirir. Olayları, olmadan da beyinde gerçekleştirebilme gücünü artırır. Bireyin sentez yapmasına yardımcı olur (Yolcu, 2004;s.91). Öğretimin hangi kolunda olursa olsun, en küçük yaştan başlayacak, en önemli eğitim; tasarlama gücüne dayanmalıdır. Tasarlayabilmenin faydaları el ile tutulacak, gözle görülecek şekilde, en küçük yaşta çocukların içinde yer etmelidir (Eyüboğlu, 1986;s.40). İmgelem zihnin gözüyle görmek demektir. Bazı insanlar, imgelemin bizi hayvanlardan ayıran şey olduğunu ileri sürerler. Buna karar vermek zor. Ama imgelemin insan zekâsının temel niteliklerinden biri olduğu kesin. İmgelem yoluyla, burada bu an olmayan insanları, olayları, duyguları ve deneyimleri zihnimize çağırırız. Bunlar gerçekte var olan ya da olmayan şeyler olabilir (Robinson, 2003;s.135). Oldukça genç yaştaki bireyler olan okul öncesi çocukları sanatsal aktivitelerle hayal gücünü zorlar ve sürekli geliştirir. Hayal gücü yaratıcılığın olmazsa olmazlarından biridir. Yaratıcılık konusunda araştırmaları ile tanınan Torrance (2002:s.6), çocuğun sosyal hayatında ve yaratıcılığını gelişmesinde özellikle erken yaşlarda müzik, drama, resim gibi sanatın birçok dalının etkili olduğunu belirtmektedir.
Kültüren İnşa Edilmeye Başlanması
Çocuk resim yapmakla bir eşyayı bir olayı veya bir düşünceyi kâğıt üzerine çizgi veya renkle canlandırmaktan hoşlanır. Ayrıca bazı maddelerden üç boyutlu çalışmalar yaparak estetik duygularını geliştirebilir. Çocuk resimleri duygu ve düşüncelerini anlatması bakımından önemlidir. Böylece çevresindeki varlık ve olayları görmeye, tanımaya, anlamaya ve onlardan hoşlanmaya başlar. Çocuk gördüklerinin ve hayalinde canlandırdıklarının resmini yaparken gözlem gücünü de artırır. Resim yapma çocukta çözümleme-karşılaştırma-eleştirme yeteneklerini geliştirerek kendine güven duygusu kazandırır (Sezer, 2001;s.4). Kendine güven duygusu kazanan çocuk birçok konuda kendisini güçlü hissetmeye başlar. Bunun sonucu olarak da girişimci bir ruha sahip olur ve başarılı bir birey şekillenmeye başlar. Yavuzer’e (1992:s.11) göre; serbest resim faaliyetinde çocuğun kâğıdı kullanış biçimi, resimdeki kompozisyon ve kullanılan renkler, uzman gözlemciler için anlamlıdır. Çünkü çocuk, resim yaparken kendini özgür bir oyun ortamında hissettiğinden tüm davranışları kendiliğinden, doğaldır. Bu doğal ortam çocuğu izleyen uzmana onun gerçek duygularından haberdar olma olanağı verir. Çocuklar resim yaparken hiçbir sanatsal endişe taşımadan tamamen özgürce saf ve yalın bir şekilde kendini ifade eder. Resimlerinin büyüklerin bakış açısı ile güzellik ve çirkinliği ile ilgilenmezler. Onlar için önemli olan keyifle, heyecanla resim yapmaktır. Detaya takılmazlar. Kendilerine güvenirler, özgürdürler (Buyurgan ve Buyurgan, 2001, s.20).
Related Posts
Özet Bu araştırmanın amacı, okul öncesi eğitim kurumlarında sınıf ortamı ve öğretmen tutumlarının çocukların serbest oyun davranışlarıyla olan ilişkisinin incelenmesidir. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı bu araştırmaya 10 anasınıfı ve 10 anaokulu öğretmeni olmak üzere toplam 20 okul öncesi öğretmeni katılmıştır. Araştırmada veri toplamak amacıyla, araştırmacılar tarafından uzman görüşleri alınarak oluşturulmuş yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır.
Özet Bu araştırmanın amacı, okul öncesi eğitim kurumlarında sınıf ortamı ve öğretmen tutumlarının çocukların serbest oyun davranışlarıyla olan ilişkisinin incelenmesidir. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı bu araştırmaya 10 anasınıfı ve 10 anaokulu öğretmeni olmak üzere toplam 20 okul öncesi öğretmeni katılmıştır. Araştırmada veri toplamak amacıyla, araştırmacılar tarafından uzman görüşleri alınarak oluşturulmuş yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır.
